Berlin’de faaliyet gösteren bir proje alanı bi’bak. Ulus-ötesi bir yaklaşımla göç ve küresel hareketlerin sanattaki yansımasını araştıran programlar sunuyorlar. Sinemanın işlev ve geleceğine dair tartışmalar sürerken, salgının ortasında, Sinema Transtopia‘yı açtılar.

İstanbul’da 2018 yılında Depo ile düzenledikleri “Buruk Şeyler” sergisi dolayısıyla hatırlayanlar vardır, bu sergi hâlen Romanya’da gezmeye devam ediyormuş.

bi’bak’la henüz karşılaşmamış olanlar için, kurucuları, sanatçı ve küratör ikili Can Sungu ve Malve Lippmann ile birkaç hafta önce bir video görüşmede buluştum. Onlar bu buluşmaya Berlin Wedding’deki proje alanından katıldılar. Sohbetimiz birkaç defa kedilerinin ekranı sarsması bir kez de yoldan geçen birinin tanımadıkları birini sormasıyla bölündü. Bunlar bile bi’bak’ın alanına dair bir fikir veriyor. En iyisi detayları kendilerinden dinleyelim.

Bağımsız sinemalarla ilgili istanbulberlin’deki gündemle konuşan bir röportaj oldu. Buradan diğer söyleşilere ulaşabilirsiniz.

bi’bak’ın kurucuları Can Sungu ve Malve Lippmann Sinema Transtopia’da.

Derinlemesine Baktığında Başka Bir Şey Görürsün

S: Projenizin neden bi’bak diye isimlendirdiniz?

M: Önce bu alanı stüdyo olarak kiraladık.

Sokağa bakan büyük bir pencere var ve buraya taşındığımızda herkes içeri bakıp “Ne yapıyorsunuz?” diye soruyordu. Bunu “içeri gelin, içeri bakın” diyerek bir konsepte dönüştürdük ve şimdi, “tarihi bağlama, hafıza kültürüne daha yakından bak,” diyoruz.

Ve hatta belki de “ana akım medyanın bilindik söylemlerinin dışında bir perspektiften bak.”

C:  Derinlemesine baktığında başka bir şey görürsün. Burada Wedding’de bu isim özellikle anlamlı, bu mahallede büyük bir göçmen nüfus yaşıyor ve Türkçe ikinci dil.

M: Geçtiğimiz yıllarda epey genç de bu bölgeye taşında, kiralar hâlâ diğer yerlere kıyasla daha uygun. Ancak onlar da artıyor.

C: Türkiye’den de Berlin’e yeni bir göç var, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca gençler burada yaşamaya geldi.

Göçün Kültürdeki İzi

S: Peki, bi’bak’ın odağı ne?

C: Programımızda ulusötesi anlatılara odaklanıyoruz. Bu, göç tarihi, küresel hareketlilik gibi farklı konuları kapsıyor. Aynı zamanda bunların etrafında gelişen popüler kültür ve bunların estetik boyutları:

Göçün izini kent kültüründe, popüler kültürde nasıl görebiliriz? Özellikle de göçmen topluluklar ve onların kültürlerinin şekillendirdiği Berlin gibi bir şehirde…

Beş yıldır yaptıklarımızın hepsi bu ana çizgiyi takip ediyor.

Bu ulusötesi yaklaşım hala kültür sanatta baskın olan Avrupa merkezli bakış açısına bir alternatif perspektif geçirmenin peşinde.

Burada, Avrupa ve Almanya’daki ana bakış açısının beyaz Alman bakış açısı tarafından belirlendiğini hissediyoruz. Hâlâ beyaz olmayan perspektifler alandaki oyuncular, kültürel aktörler ve politika üretenler tarafından ötekileştiriliyor. Daha çok Avrupalı olmayan perspektiflere yer vermemiz bu yüzden.

Film programı, atölye çalışması, tartışma gibi yaptıklarımızın hepsi bu çizgiyi takip ediyor. Bu aynı zamanda bize topluluklarla çalışma fırsatı veriyor.

M: Her proje ve davet ettiğimiz uzmanlar; kendi topluluklarına ulaşıyor. Örneğin Thai Film Festivali çok büyük bir Asyalı topluluğun ilgisini çekti ve onları başka topluluklarla karıştırdı.

C: Bu ulusötesi yaklaşım aynı zamanda bu toplulukları bir araya getiriyor. Farklı grupları bir araya getirip bakış açılarını, deneyimlerini ve stratejilerini tartışmaları için bir araya getiriyoruz. Örneğin iş yerinde ırkçılıkla baş etmeleriyle ya da kolonyalizmle ilgili. Topluluklarla birlikte çalışmanın hedefi kültürel alana alternatif perspektifler önermek.

Kültürün Herkes için Erişilebilir Olması Önemli

S: Ve daha geniş bir açınızın olması her şeyi daha da ilginç hâle getiriyor. Sinema Transtopia’ya gelelim. İçinden geçtiğimiz dönemde bir sinema açmak cesurca görünüyor. Bunu yapmaya nasıl karar verdiniz?

M: Bunu çok önceden planlamıştık. 2015’ten beri bi’bak’ın eski mekânında bir film programımız var. Ancak teknik koşullar çok uygun değildi. Salgın öncesinde de başka bir alana taşınmayı düşünüyorduk. Bu yüzden Almanya ve Türkiye’den Herkes için Mimarlık öğrencilerinden, daha 2018’de bir sinema nasıl görünmeli diye fikirler üretmelerini istemiştik. Ve o zamandan beri de bu konu üzerine durmaksızın düşünüyoruz.

Berlin’de kiralar artıyor ve kültür için alan sürekli daralıyor. Uygun fiyatlı bir alan bulmak çok zor.

Alexanderplatz’ın göbeğinde yer alan Haus der Statistik inisiyatifi var. Eski Doğu Almanya’nın 600.000 metrekarelik dev idare binasının alternatif bir kullanım konsepti geliştirdiler. Hızla buraya taşınmaya ve giriş katındaki alanı sinemaya dönüştürmeye karar verdik. Ancak sözleşmemiz uzun süreli değil. Hemen bu yıl tüm binanın renovasyonu başlayacak ve 2025’e kadar devam edecek. Bundan sonra yeniden buraya dönme ihtimalimiz olacak.

C: Bugün ofis olarak kullandığımız alanda 5 yıldır film programımızı gerçekleştiriyoruz. Kendi alanımızı, daha iyi koşullarla film programına ve filmle ilgili her şeye adamak istedik.

M: Arkasında durmak istediğimiz başka türlü bir sinemayı göstermek istedik. Burada, Almanya’da tüm sinemalar temelde bilet satışına bağlı çalışıyor.

Biz kültür sektöründen geliyoruz ve bizce küratörlü bir program bilet satışı ya da ekonomik çembere dayanarak çalışmamalı. Bizce sinemalar tiyatro ya da operalar gibi görülmeli.

Almanya’da bunlar devlet tarafından destekleniyor. Tiyatro bu fonlar olmadan asla işlevini sürdüremez. Sinema bu fonlama düzeninin bir şekilde dışında kaldı çünkü hep eğlence sektörünün bir parçası olarak görüldü.

S: Şu an için bulduğunuz çözüm ne?

C: bi’bak kamunun desteklediği kâr amacı gütmeyen bir kuruluş. Programımız çok uzun süre ücretsizdi. Atölyeler de dâhil birçok etkinliğimiz hâlâ ücretsiz. Sinemada sembolik bir ücret olan 5 Euro’ya bilet satıyoruz. Bence bu adil bir katkı.

M: Kültürün herkes için erişilebilir olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

S: Sizce sinemanın rolü nedir, Sinema Transtopia’nın nasıl bir rol oynamasını istiyorsunuz?

C: Bizce sinema bir araya gelmenin, karşılaşmaların, paylaşım ve dayanışmanın sosyal alanıdır. Yalnızca filmleri izlemek için değil onlar üzerine tartışmak için ve bazı eğitimler de alabileceğiniz bir alan olmalıdır.

Film etrafındaki alan da sosyal ve söyleme dair bir alandır. Bu yüzden yepyeni filmler göstermemiz gerektiğine inanmıyoruz, bunun yerine küratörlü programlara odaklanıyoruz. Programcıları, film küratörlerini bizim için programlar hazırlamaları için davet ediyoruz. Gösterimlerden sonraki tartışmalar programımızın ayrılmaz bir parçası. Çocuklar ve yetişkinler için film atölyeleri hazırlıyoruz. Programımızı olabildiğince analog filmleri dahil etmeye çalışıyoruz bu yüzden de film arşivleriyle çok çalışıyoruz. Dijital formatlarda ulaşması imkânsız filmleri bulup çıkarıyoruz.

M: 2021 için sinemayı genişleten performanslarla karışık bir ekranın ötesi program da hazırladık. Film ekipmanıyla deneyler, projeksiyon performansları yapan insanları davet ettik.

C: Bir sinema alanının imkânları nelerdir? Ekranın ötesinde ne yapabiliriz, çapraz medya yaklaşımlarını, okumaları, gösterimleri, ekranın ötesinde sinemanın imkânlarıyla ilgili deneyler yapan deneysel formatları bir araya getirerek neler yapabiliriz? Bu sene için planladığımız Sinema +++ programının merkezinde bu var.

S: Son yayınınız “Please Rewind”dan (Lütfen Geri Sarın) bahsederek bitirelim, kısaca anlatır mısınız?

C: Almanca ve İngilizce iki edisyon hazırladık. Bu uzun süreli bir proje. Berlin’e taşındığımdan beri Almanya’daki Türk video kültürü ilgimi çekiyor. On iki sene önce Berlin’de birkaç Türk video dükkânı vardı ancak şimdi neredeyse hepsi kapalı. Önemli bir video kaset kültürü olduğunu keşfettim, özellikle Almanya piyasası için yapılmış video kasetlerde Türk filmleri.

1960’larda bile Türkiye’den bazı göçmenler belirli bir seansta Türk filmlerini göstermek için sinema kiralıyormuş. 1980’lerin başında video teknoloji yükseldi ve video dükkânları Almanya’nın ufak kentlerinde bile birbiri ardına açılmaya başladı. Türk süpermarketlerde de video kasetleri bulmak mümkündü. Aile ve komşuları bir araya getirip siyah çay eşliğinde birkaç video kasetin izlendiği alternatif sosyal etkinliklere video geceleri deniyordu.

Kitap Berlin’deki bir alan araştırmasına dayanarak Almanya’daki Türk video kültürüne odaklanıyor. Hem video dükkânı hem video patlamasının çağdaş tanıklarıyla röportaj yapma imkânımız oldu. Türkiye’de hiç bilinmeyen Almanya’daki göçmen deneyimiyle ilgili niş video filmler de var. Bu filmler 1980’lerin sonunda özellikle Almanya’daki Türk göçmenler için yapılmış. Kitap e-posta ile sipariş edilebiliyor (yalnızca Almanya içinden).

S: Bu projeden bir film seçseniz hangisi olurdu?

C: Muhafazakar film hareketinin öncülerinden Yücel Çakmaklı’nın Oğlum Osman filmi ilginç bir fenomen, YouTube’da bulabilirsiniz. Filmin video kaseti buradaki muhafazakar çevrelerde popüler oldu ve örneğin Ramazanlarda çocukları Osman gibi olmamak konusunda uyarmak için “ibretlik” gösterilen bir filmdi.

M: İkinci nesil çocuklar için bir eğitim aracı gibi, böylelikle kimliklerini, Türk kültürü ile bağlarını koparmayacaklardı. Bir uyarı gibi, bu tehlikeli. Film Türkçe konuşmayanların erişimi dışındaydı. Ancak topluluklar arasında çok popülerdi. Bir Alman olarak ne Almanya ne de Almanlar hakkında böylesi perspektiflerin bulunduğunu hiç tahayyül etmemiştim. Bazı filmler benim için gerçekten ilginçti.

S: Bu röportaj için teşekkür ederim.

C+M: Biz de teşekkür ederiz.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - Söyleşi

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.