90’larda sınırları aşarak farklı coğrafyaları fetheden Türkçe pop, Almanya’da da bir kitle oluşturdu. Tekno müziğin kasıp kavurduğu 90’lar Almanya’sında kendi alanını açmayı başardı, gençlerin Türkiye’den gelen pop ritimleriyle dans ettikleri diskotekler Almanya’yı sardı. Bu müzikal rüzgâr çift yönde esiyordu: Bir yandan Türkçe pop Almanya’da yankı bulmaya başlarken diğer yandan da Almanya doğumlu Tarkan’ın yakaladığı başarının ardından Rafet El Roman gibi Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli gençler de Türkiye’de pop starlığın yollarını arıyordu. Yaşanan bu patlamayı, o günlerde Almanya’daki Türkçe popun nabzını tutan müzik gazetecisi ve pop müzik eleştirmeni Daniel Bax’tan dinledik.

Röportaj: Sedef İlgiç ve Nazlı Sağdıç Pilcz

Yazı: Sedef İlgiç 

Editör: Nükhet Polat

İngilizceye Çeviri: Zeynep Beler

Araştırma yardımı için istanbulberlin stajyerleri Işıl İlker ve Görkem Gölbaşı’na teşekkürler.

Kapak görseli: tarkan.com © Sedat Mehder

Tarkan Daniel Bax için imzalamış: “Daniel için, her şey için teşekkürler :)”

Daniel Bax’ın 90’larda çekilmiş bir fotoğrafı.

Brezilya’da doğan Daniel Bax okul çağında önce Almanya’nın güneyine, ardından 1985’te Berlin’e taşınıyor. Berlin’in kozmopolit yapısı sayesinde farklı kültürlerden birçok arkadaşı oluyor, elbette Türkiye kökenli arkadaşlar da ediniyor. 90’ların başında, “herkesin Tarkan ya da Sezen Aksu dinlediği dönemde” Türkiye’yi ziyaret ediyor. “Türkçe popun geliştiği dönemdi. Kısa sürede Almanya’daki gençler arasında da yaygınlaştı.”

Almanya’ya döndüğünde Türkçe pop üzerine yazmak istediğine karar veriyor. “Türk müziğine ve tüm farklı türlerine gerçekten âşık olmuştum. O dönemler Türkçe pop patlaması beni büyülüyordu çünkü bir kuşak değişimine de işaret ediyordu. Bununla ilgili yazmak istiyordum ama o dönemde pek alışıldık bir konu değildi.” Çünkü ana akım Alman basın dünyasında Türkçe pop henüz konuşulmuyordu.

Diskoteklerin Paralel Evreni

Diğer bir koldan da gençlerin Türkçe pop müziğiyle dans edebileceği diskotekler açılmaya başlamıştı.

İlk kulüp Charlottenburg mahallesindeki Hardenbergstrasse’de ‘Hadigari’ ismindeydi. Kulüp sayısı kısa sürede sanırım üçe veya beşe çıktı. Çünkü biri bir işte başarılı olunca diğerleri onu kopyalıyor. 90’larda Türk kulüpleri böyle çoğalmaya devam etti, ta ki kulüp sayısı epey kabarana kadar. Fakat ortalıkta yeni bir şeylerin filizlendiğine dair o hava vardı.

Her ne kadar başka akımlar da olsa o sıralarda Almanya’da açık ara tekno müzik hâkimdi.  “Ama Türkçe pop başlı başına bir olaydı. Gerçekten de paralel bir evrendi çünkü bu kulüplerde gördüğünüz insanların yüzde doksanı Türkiye kökenliydi: Hepsi çok gençti, misafir işçi denilen kuşağın çocuklarıydılar.” Ancak buralardaki eğlence anlayışı Türkiye’dekinden farklı gelişiyor. Almanya’da her şey daha fazla birbirine karışıyor: “Türkiye’den Almanya’ya gelip de diskotekte halay çekildiğini görünce şok olan insanlar biliyorum.”

Bu dönemde Tarkan ve Sezen Aksu Almanya’da konserler veriyor, Türkiye’de pop star olmak Almanya’daki gençlerin rüyalarını süslemeye başlıyor. Can Kat büyük bir popülerlik yakalamasa da Rafet El Roman, Alman vatandaşlığı sahibi olup Türkiye’de tutan şarkıcılardan biri oluyor.

Tarkan Türkiye’nin Elvis Presley’si Gibiydi

Tarkan, 1972 yılında Almanya’da Frankfurt yakınlarında bir şehir olan Alzey’de işçi bir aileye doğdu. Eski röportajlarında, Almanya’da geçen çocukluğuyla ilgili anılarında güneşsiz, karanlık sabahların ve iki kültür arasında kalmış olmanın yarattığı hissin baskın olduğundan bahsediyor. Almanya’da misafir işçi olarak bulunan bir ailenin çocuğu olmaktan gurur duyduğunu söyleyen Tarkan daha sonra ailesiyle birlikte 1986 yılında Türkiye’ye taşınıyor. 

Tarkan gerçekten de Türkiye’de Elvis Presley ya da Beatles gibiydi, çünkü tamamen yeniydi. Küpe takıyordu ve şarkı sözleri biraz basitti. Peki ne yaptı? Biraz kalçasını salladı ve saçlarını geriye doğru jöleledi. Bugün, özel bir şey yapmadı, diyebilirsiniz. Fakat o dönemde bu bir devrimdi.

Daniel’a göre kendisinin de birkaç kez röportaj yaptığı Tarkan uluslararası başarı elde etmek için her şeyi yaptı. “New York’a gitti ve İngilizce bir albüm bile yaptı. Tabii Almanya’da doğmuş olmasının da faydasını görmedi diyemeyiz.”

Her Müzik Devrimi Basında Devrimle Gelir

80’lere kadar Almanya’da sadece tek bir devlet kanalı var. “Her müzik devrimi beraberinde bir medya devrimini de getirir,” diye anlatıyor Daniel. Barış Manço’nun bir Alman talk şovuna katılması gibi Alman basınında ana akım olmayan içeriklere yer verilmesi gibi bazı çabalar olsa da bunlar yalnızca “ana akımdan daha fazlası olduğunu gösteren Almanya’da açılan pencerelerdi.”

90’lardaysa Viva ve MTV Almanya gibi müzik kanalları ortaya çıkıyor ama onlar da uluslararası görünmeye çalışıyorlar. Alman televizyonundan daha fazla çeşitliliği yansıtsalar da, “Türkiye kökenli birinin müzik programı sunması için biraz daha zaman gerekecekti çünkü ırkçılık vardı ve insanlar ön yargılıydı.”

Radyo istasyonlarındaysa durum biraz daha iç açıcıydı. Metropol FM, Cosmo Radyo ve Radyo Multikulti yayına başlamıştı. Bu kanalların özelliği ana akım medyadaki devlet tekelinin sona ermesiyle radyoya ve buna bağlı olarak popüler müzik sahnesine yeni sesler getirmeleriydi.

Cosmo Radyo misafir işçilerin, göçmenlerin ve azınlıkların ana dillerinde dinleyebildiği ilk radyo kanalıydı. Haftada birkaç saat yapılan Türkçe yayınlarla Türkiye’nin hem güncel durumu hem de müziği ve kültürü Almanya’dakiler tarafından takip edilebiliyordu. Metropol FM’se, tamamen Türkçe yayın yapan ilk radyo istasyonu olmasıyla bu kültürel etkileşimin tarihinde önemli bir yere sahipti. 

Eşinin Radyo Multiculti’de çalıştığını aktaran Daniel, “çok kültürlülüğü ve çeşitliliği” benimsediklerinden bahsediyor. Her türden müziği çalmaya çalışıyorlardı. “Bu müzik karışımına dünya müziği ya da küresel pop demek mümkündü. Bugün Cosmo, belirli bir çizgiye uydukları sürece dünyanın her yerinden parçalar çalıyor.” 

Ancak o dönemde Türkçe pop, dünya müziği kategorisine girmediği için diğer radyo kanallarında yer edinmekte zorlanıyordu. “Türkçe pop Türkçe poptur, dünya müziği ise (ki onu da tarif etmek zordur) farklı türlerin birleşimidir. Bu istasyonlar hiç Türkçe pop çalmıyor değillerdi, bazen Sezen, bazen Tarkan çalıyorlardı ama hep önce bir bakmaları gerekiyordu.”

Yıllar sonra R&B ile arabeski Almanca sözlerle birleştiren Muhabbet ortaya çıktı, ne var ki sınırları zorlayan potansiyeline rağmen daha geniş kitlelere hitap edemedi. Geriye bakıldığında iki paralel evreni birleştirme sürecinin en önemli aktörünün hâlâ Tarkan olduğu görülür. Ancak bu ivmenin devamını getiren çıkmayınca Türkçe pop Alman müzik tarih yazımında kendi balonunda kaldı.

Bu yazı Berlin Yunus Emre Enstitüsü’nün desteğiyle hayata geçirilen #60JahreMusik projesinin bir parçası olarak hazırlanmıştır.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - #60JAHREMUSIK

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir