Barselona ve İstanbul’da yaşayan yazar Nermin Yıldırım’ın son romanı “Ev” ı Kasım 2020’de yayınlandı. Kendi sözleriyle “Ev, evin anlamları, doldurduğu yer ve boşlukları hakkında bir roman.”

Karantinada bir yıla yaklaştığımız bugünlerde ev soruşturmasını sürdürmek istedim.

Almancada bu kelimeler arasında bir ilişki var: Heim (Ev), Heimat (Yurt) – Geheim (Sır) – Unheimlich (Heimlich: Gizli – Unheimlich: Tekinsiz). Onlar arasında sen nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? 

Bizde “kol kırılır yen içinde kalır” diye bir söz var ya mesela, Ev’in işte o yen olduğunu düşünüyorum kültürel olarak. Ailenin de. Bir yanıyla bizi korumak için orada olan ama öbür yanıyla içine kıstıran, kendi vicdanına mahkum eden, otoriter bir yapı.

Dolayısıyla evet, Almanca bağlantılarına yakın şekilde, evin tekinsiz sırlarla örülmüş duvarları olduğunu söyleyebilirim.

Geçenlerde Nomadland filmini izledim. Oradaki şu diyalog ev ve evsizlik kavramına bakışımı çok iyi özetliyordu.

-Are you homeless? (Evsiz misin?)

-No, I am not homeless. I am houseless. (Hayır, evsiz değilim. Bir evim yok.)

Gaston Bachelard, Mekanın Poetikası’nda evi insan ruhunu analiz etmek için kullanır. Çünkü “Ruhumuz bir konuttur. Ve ‘evleri’, ‘odaları’ hatırlayarak kendi içimizde “konaklamayı” öğreniriz.” Ev ve beden arasındaki bu analoji sana neler düşündürüyor? Ya da senin için evin nasıl imgesel bir genişliği var?

Beni Ev romanını yazmaya iten ve hazırlayan süreçte evin bedensel ve ruhsal bir sığınak olduğu duygusu baskındı. Bu haliyle kişinin bir parçası değil, fiziken onun üstüne kapanacak ve bunu yaparken de manen parçalanmış ruhu bütünleyecek bir yapı hayal ediyordum. O yapıya bir tür yolculukla varılabileceğini ve/veya dönülebileceğini düşünüyordum.

Sonra, ev hakkında daha geniş düşündükçe, romanı yazarken, evin dışarıda değil içeride konumlandığını fark ettim. Fakat bu onun alanını daraltmıyor, aksine genişletiyordu. Eve varmak için belli bir noktaya ulaşmak gerekmiyordu. Aksine bulunduğumuz her yer ev olabiliyordu.

EK: Ev romanında eve yüklenen pek çok farklı anlam karakterlerin hayatlarında yankılanıyor: Çocukluğun evi, bir köpeğin bir insana ev olabilmesi, ülkesinden ayrı düşen biri için evin anlamının değişimi… Evde hissetmek Ev romanı sakinleri için ne ifade ediyor?  

Bir yanda bizi eve çağıranlar, hatta sokanlar, kapatanlar… Bir yanda bizi evden kovanlar, yeni evlere almayanlar kapısını bize açmayanlar… Evle kurulan kişisel ve toplumsal ilişki bakımından tarihin en çifte standartlı ve riyakar zamanlarından birini yaşıyor olabiliriz.

Ev, evin anlamları, doldurduğu yer ve boşlukları hakkında bir roman. Ben evin daha çok eksikler üzerine inşa edildiğini düşünsem de kuşkusuz evin tanımı her tanımlayan tarafından baştan yapılabilir. Kimileri için bir park bankı, kimileri için bir tren kompartımanı, kimileri için bir gemi kamarası, kimileri için bir karton kutu ev olabilir.

Yaşlıların hatıraları, çocukların umutları, acılı bir günde sığınılan kahkaha, kapıya bırakılan bir çift ayakkabı, unutulmuş bir zamanı canlandıran eski bir fotoğraf da evdir.

EK 2: Ben Ev’i cehenneme dönmüş evini yakıp kendine seçtiği ailesiyle yeni bir ev kurma gücü bulabilmiş bir karakterin hikâyesi diye okudum. Evi ateşe vermek bazen iyi bir fikir mi? 

Yenisini kurabilmek için eskisinden kurtulmayı ya da eskisini yeni baştan tanımlamayı anlamlı buluyorum. Bu bazen yazarak, bazen de yakarak olabiliyor, evet.  

 

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - EV

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir