Beykoz Kundura’da bu hafta sonu “Bir Yaz Gecesi Sahnesi” isimli bir konser programı var. Aylardır canlı performans izlememiş olmanın ve eve kapanmanın yarattığı özlem ve heyecan duyguları içindeyim. 25 Temmuz Cumartesi programında iki DJ Performansı (Chiko ve Undomondo) ile The Kites’ın ardından Hedonutopia sahne alacak.

İstanbul’dan “indie-elektronik” müzik grubu Hedonutopia; Radiohead ve Sigur Rós sevgilerini gizlemeyen, gitar ve vokallerde Fırat Külçek ile “synth” ve “sample”larda Kerem Feyzi’den oluşuyor. 2008’de İzmir’de kurulan grup, isminde hedonizm ve ütopya kelimelerini birleştiriyor. Beşici albümlerinin eli kulağında.

Yakın zamanda verdikleri bir röportajda “Hedonutopia ev sinemasında en sık hangi filmler dönüyor?” sorusuna, Kerem, Werner Herzog’un “Into The Inferno” filmiyle yanıt vermiş. Herzog sinemasıyla Hedonutopia’nın müziği arasında ben birçok paralellik kuruyorum. İkisi de bana görünenin altındaki bir şeyleri ipucunu veriyor, ikisinde de seyirci/dinleyici hayalle gerçek arasında bir yerlerde, istediğini almakta özgür. Keşke yalnız bunun için sevseydim Hedonutopia’yı.

Bu özlenen konser öncesi grup üyeleriyle bir telefon konuşmasında İstanbul sound’u* üzerine söyleştik.

* Düzelti notu: “Sound” kelimesi Türkçede “tını” ya da “ses”e yakın olsa da bu kelimeler tam karşılık veriyor. Ses ya da ses öbeğinin rengi, kalitesi gibi o sese ait tüm özelliklerin bileşimi anlamında kullanılıyor.

Yeni Albümümüzü Evde Kaydettik

S: Nasılsınız?

F: Yeni albümümüzü kaydettik. Onun hazırlıklarıyla uğraşıyoruz, heyecanı var.

S: Ne zaman çıkacağı belli mi?

K: Bir iki aya kadar çıkış yapmayı düşünüyoruz.

S: Hakkında ne paylaşabilirsiniz?

K: Evde kaydettiğimiz, kendi prodüksiyonunu yaptığımız bir albüm oldu. Hazırlıklar şu an devam ediyor, yine Dokuz Sekiz Müzik’ten çıkartacağız, yine 7 parçadan oluşacak.

S: Heyecanla bekliyorum. İstanbul ve müzik konuşmak istiyorum sizinle. Eski bir röportajınızda İzmir’de müzik yapmak için uygun ortam olmadığı için İstanbul’a taşındığınızdan bahsetmişsiniz.  İstanbul’daki müzik ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müzik Piyasası İstanbul’da

K: Çalınabilecek mekânlarla da alakalıydı. İstanbul’da daha çok alternatifiniz var, diğer müzisyen arkadaşlar da İstanbul’da olduğu için, müzik piyasası tabir edebileceğimiz kurumlar hep İstanbul’da olduğundan İstanbul’da devam etmeye karar verdik. İzmir’de stüdyo işlettim ben, onun avantajları vardı, stüdyomuzda çalışmalar yapıyorduk. Daha sonra İstanbul’da, özellikle TRT sahnesinde konserler verdik, orada piştik diyebilirim. Onun için İstanbul’un her zaman yeri ayrı.

S: Yeldeğirmeni’nde yaşıyorsunuz. Kadıköy’ün kendine has bir müzik kültürü var diyebilir miyiz?

Kadıköy Sound Dediğin Hard Rock, Metal, Pentagram

K: Kadıköy’de oturan çok müzisyen arkadaşımız var. Müzisyenler burada olduğu için bir Kadıköy sound’dan bahsedebiliriz. Ama genel olarak İstanbul’un müziğinden de bahsedebiliriz.

F: Genel olarak Gezi olaylarından ve Taksim’in de Araplaştırılmasından sonra tabii herkes Kadıköy’e yerleşti ve Kadıköylülerin, Kadıköy sound diye bir iddiası vardı daha önceden beri ama ben öyle bir sound görmedim. Daha çok Gaye Su Akyol ve Dinar Bandosu gibi grupların daha çok böyle Türk film müzikleri tonajları üzerine bir sound geliştirdiklerini gördüm. Onun dışında Kadıköy sound dediğin şey hard rock, metal, Pentagram falan kafası.

K: Evet daha çok rock metal ağırlıklıydı, Akmar Pasajı ve 90’lı yıllardan gelen.

F: Yani Kadıköy bir müzik sound’u değil de daha çok hayata yaklaşma biçimidir belki. Kadıköylü olmaktır. Yoksa bir müzik sound’u var mıdır Kadıköy’ün, bence yoktur. Ama alternatif müzik yapan insanların şöyle sokağa da çıktığında doğru düzgün iki insan görebilmek için ama çok da para harcamadan bunu yapabilmek için yaşadığı yere Kadıköy denebilir mi? Evet olabilir.

S: İstanbul’un sound’u nasıl bir şey?

F: Bundan bahsedeceksek de simsiyah deriler giyinmiş, simsiyaha boyanmış bir sound olamaz.

İstanbul sound’u arıyorsak nüfusa oranlamamız gerekir. İçinde Arabesk olması gerekir. İşte TRT’nin arabesk yasağından dolayı hepimizin arabeskleşme süreci. Türkü olması lazım. İstanbul sound biraz daha Duman grubudur, ün açısından, herkesin kabul etmişliğinden dolayı. Sezen Aksu’dur. İlla ünlü olması gerekir İstanbul sound arıyorsak. Çünkü İstanbul’da 20 milyon insan var, bunların çoğunluğuna bakmamız gerekir.

Ama İstanbul’un sound’ları neler, bunlar İstanbul’un sound’u olmadan da İstanbul’un içinde bulunanlar mıdır? Evet yani mesela dark wave yaparsınız İstanbul’da biraz bilinirsiniz. Peki siz İstanbul sound’u mu oldunuz? Oralar deli sorular, oraları bilemiyoruz.

İstanbul Sound Bir Sürü Sound’un Karmaşası Olabilir

S: İstanbul’un sound’u diyince benim aklıma hep Fatih Akın’ın Köprüyü Geçmek filmi geliyor.  Ne kadar olsa yeterince anlatmıyor gibi ama eklektik bir sound.

F: İşte mesela Replikas var o filmde, Aynur var.

S: Siya Siyabend var.

F: Aslında adam bulabileceği bütün çetrefilliği koymuş. Ünlü de vardı sanırım değil mi?

M: Evet, evet.

S: Müzeyyen Senar filan var.

M: Kozmopolit.

F: Yani Müzeyyen Senar’la Replikas ne kadar farklılar ama işte onu dedim ikisi de İstanbul sound. İstanbul sound tek bir sound olamaz.

İstanbul sound bir sürü sound’un karmaşası olabilir. O da neden? Bir Amerika Birleşik Devletleri, bir de biz galiba bu kadar çok farklı kökenden insan bir arada yaşıyoruz. Böyle yerlerde yemekler güzel olur bir de türkü sayısı çok olur, değişik olur. Melodiler farklı farklı olur.

Müzik Dağlarda Bağırır, Şehirde Daha Sakindir

Trakya’ya gittiğinizde Bizans altyapıları duyarsınız. Karadeniz’e gittiğinizde yine Bizansın Doğu Anadolu’yu da biraz tatmış varsyasyonunu görürsünüz. Doğu Anadolu’ya gittiğinizde Arabik olmayan bir Doğu sound’u görürsünüz. Urfa’ya inin Araplaşır sound. İç Anadolu’ya gidin yalnızlaşır, çığırma-bağırma üzerine yönlenir. Dağlarda yaşıyorsan bağıran bir müziktir, şehirde yaşıyorsan daha sakindir.

Yani çok karışık bizim. Amerikalılar folk müzik diyip geçebiliyorlar. Bizde folk müzik ırklara bölünüyor Kalan Müzik Aleviler-Türkler-Lazlar diye şeyler yayınlıyor. Daha biz birbirimize bakış açımızı güncelleyemediğimiz için müziğe bakış açımızı da güncelleyemiyor olabiliriz, değil mi?

M: Aynen.

S: Çok teşekkür ederim bu röportaj için. Yarın konserde görüşmek üzere!

F: Sedef kendine iyi bak sağ ol.

M: Teşekkürler aradığın için.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir