Yaşadığımız koronavirüs salgını dolayısıyla sığınacak bir evi olanların evlerine kapanmasıyla beraber ev kavramı değişikliğe uğradı.

Alissa Burger

Belki bu değişikliğin yönünü anlamak için biraz erken ancak bu konu üzerine daha önceden çalışmış akademisyen ve sanatçılarla görüşmenin farklı bir bakış açısı sunabileceğine inanıyorum.
Bu nedenle ev kavramı üzerine başlattığım soruşturmanın yanı sıra “Amerikan Miti Olarak Oz Büyücüsü” kitabının yazarı, akademisyen Alissa Burger ile bir video görüşmede buluştum.
Canton, Missouri’den bağlandığı görüşmemize 17 yaşındaki kedisi Buddy (Dost) de Alissa’nın kucağında katıldı.
“Ev gibisi var mı?” sorusundan gotik evlere uzanan söyleşimizi İngilizceden Türkçeye Nazlı Çiğdem Sağdıç Pilcz çevirdi.

Daha önce on yedi yaşında bir kediyle tanışmış mıydınız?

Eve Dönmek

S: Oz Büyücüsü. Karakterin bir maceraya atılıp yine eve döndüğü klasik bir hikâye. Peki, Dorothy döndüğünde evini nasıl bulur?

A: Bir taraftan, Kansas’a, o aynı yere dönmüştür ve orada olmaktan mutludur. Fakat başka bir boyutta ev içselleştirilmiştir. Kim olduğunun ve nereye ait olduğunun farkına varması da onun Kansas’a dönüş mutluluğunu pekiştiriyor. Biri fiziki anlamda ev, diğeri de evin anlamının ve kendi kimliğinin farkındalığının içselleştirilmesi anlamında ev.

S: Peki fiziken evinin durumu?

A: Bir kasırga felaketinin atlatılmış olmasıyla beraber, döndüğünde her şey büyük ölçüde aynı. Em Teyze ve Henry Amca oradalar. Ev de orada. Geri döndüğümüzde hiçbir şeyin değişmemiş olacağına inanırız. Her şey tıpatıp aynı olmalıdır. Her şey bizi beklemeli… Ama tabii gerçek yaşamda durum böyle değildir.

L. Frank Baum’un yazdığı The Wonderful Wizard of Oz (Muhteşem Oz Büyücüsü) ilk defa Mayıs 1900’de yayınlandı. 1902’de bir Broadway müzikaline uyarlandı.

Yolun Başlangıcı Olmayan Her Yer Ev Olabilir

S: Edebiyat eleştirmeni Nurdan Gürbilek, yeni kitabı “İkinci Hayat”ta, evi değişmeden bulmanın muhafazakâr bir düş olduğunu yazmıştı, burada da geçerli sanırım. Bir de Doroty’nin “Ev gibisi yok.” cümlesi. Sence bu günümüzde geçerli mi?

A: Hem evet hem de hayır. Bence herkes “ev” diyebileceği, kendini ait hissedeceği bir yer arayışında. Kürselleşme ile birlikte epeyce seyahat etmeye başladık. Salman Rushdie’nin Oz Büyücüsü üzerine BFI (İngiliz Film Enstitüsü) film klasikleri serisinde yer alan, gerçekten harika bir kitabı var. Kitapta, yolun başlangıcı olmayan her yerin ev olarak tanımlanabileceğini söylüyor.

Nereye gidersen git kendi kimliğini oluşturduğun ve anlam verdiğin her yer “evin” olabilir.

“Ev gibisi yok,” sözü evin o nostaljik, fiziki hissiyatını çağrıştırır. Fakat birçok kişi için ev güvenli bir yer değil. Aksine, kaçılan bir yer. Bu da bir nevi Baum’un Oz Büyücüsü’nü yazdığı ve filmin oynadığı yılların ev anlayışını yerle bir ediyor.

Amerikan Rüyası

S: Daha önce de Rushdie’nin aynı kitaptan beni çok etkileyen şu sözünü senden duymuştum: “Ev gibisi yok’tan ziyade, artık ev diye bir yer yok.” Bu fikir bende birçok duyguyu harekete geçiriyor.  Buradan bu hikâyenin “Amerikan rüyası”nı nasıl şekillendiği konusuna geçmek isterim. Senin bu konuda bir kitabın var, ev bağlamında anlatır mısın?

A: Sanırım Amerikan rüyasındaki ev fikrinin özü senin de az önce bahsettiğin muhafazakâr anlayışına dayanıyor. Az çok geleneksel anlamda bir ailenin yaşadığı “ev” diye bir yer olmalı. Dorothy, biyolojik ailesi yerine teyze ve amcası tarafından yetiştirildiğinden onun ailesi tam da geleneksel değil. Ancak ev içi iş bölümünde, cinsiyet ve eve dair fikirler bakımından geleneksel.  Tabii biz bu ev anlayışından artık uzaklaştık.

L. Frank Baum’un kitabından uyarlanan 1939 yapımı ikonik filmde Dorothy’yi Judy Garland’ın canlandırıyordu. Film Türkçede “Billur Köşk” ismiyle gösterildi. Dorothy’nin ayakkabıları onu Batı’nın Kötü Cadısı’ndan korudukları gibi Kansas’taki evine dönmesine de yardım ediyordu.

S: istanbulberlin’in ilk söyleyişlerinden birini yazar Burhan Sönmez ile yapmıştım, şöyle söylemişti: “Eski kitaplarda maceralar yolculuğa çıkmakla başlardı. Uzun yola gidilir, hikâyeler toplanır, hikâyeler yaşanır ve eve dönülürdü. Şimdiyse hiçbir yere gitmene gerek yok. Bir odada bir aynan varsa, kendine bakar, kendinle oyalanabilirsin, bu yeter.” Sence bu, salgın nedeniyle kendimizi tecrit ettiğimiz bugünler için geçerli mi? Bu dönemi sağ salim atlatmamız sence ev kavramının kaderini nasıl etkileyecek?

A: Bence bu her iki şekilde de işleyen bir süreç. Kendine bakmak her ne kadar evin, kimliğin ve keşfin önemli bir parçası olsa da; seyahat, insana farklı bakış açıları kazandıran, onu büyüten ve değiştiren bir süreçtir.

Bence ev, gözümüzde yeni bir değer kazandı. Hem de evin bizim için ifade ettiklerinin kapsamı genişledi. Çünkü bu dönemde her şey evde yaşanmaya başladı; evde çalışıyor, çocuklarımıza evde eğitim veriyoruz.

Ev, hem ofis hem okul ve hem de tüm spor salonları kapalı olduğundan spor salonuna dönüştü. Evde daha çok film seyretmeye başladık, bir nevi sinema salonumuz hâline de geldi. Tüm bu farklı mekânlara dönüştü.

Fakat aynı zamanda aile içi şiddeti ve çocuk istismarını gündeme getirmek için de anlamlı bir zaman. Yine iki tarafı keskin kılıç. Ev, herkes için aynı anlamı taşımıyor. Veya farz et ki karnını doyuracak yemeğin yok. İşte o zaman “ev gibisi yok” sözü şiirselliğini kaybediyor.

Daha Karanlık Evler

S: Hazır konu karanlık evlere gelmişken ve korku edebiyatı dersleri verdiğini de bildiğimden sana korku türünde karşımıza çıkan evlerle ilgili bir sorum var. Neden gotik evler perilidir?

A: Gotik edebiyat ve korku filmlerindeki tüm perili evlerde, geçmişle bugün arasında çok güçlü bir bağ mevcuttur. Geçmişte orada olan ve evi terketmeyen bir şey. Devam etmez. Bazen de geleneksel perili evler söz konusudur, geçmişin yankısını duyarız ama merkezde ergenlik çağındaki çocuklar vardır. Başka herhangi bir yerde olmayı tercih etse de evde hapis kalan gençler. Bu zaten kulağa başlıbaşına bir korku hikâyesi gibi geliyor.

Perili ev hem geçmiş hem de aile içi gerilimlerle ilgili. Bireyin içindeki gerilimler ve bu ailenin durumlarına tepkileri.

Andy Muschietti’nin “O” uyarlamasının ikinci filminden. Musallat olan “Pennywise”ın geçmişinden bir fotoğraf.

Stephen King’in “O” kitabını yakınlarda yeniden okudum; evin tüm bu farklı katmanları kitapta mevcut. Yetişkinler memleketlerine geri çağırıldıklarında neredeyse bastırdıkları travmayı ya çözümlemek ya da yeniden yaşamak zorunda kalırlar. Çocukluklar açısından da evin dışında birçok şey olup biterken kendi evlerinde de istismarcı ya da kontrolcü ya da ihmalkâr ebeveynleri vardır.

Evin tüm bu farklı yansımalarında, ister perili evler olsun ister aile içi istismar, pek çok şey olup bitiyor.

Öte yandan gotik konusunda çalışanların çoğu perili evin aslında orada yaşayan insanların iç dünyasını yansıttığı hakkında anlaşacaklardır. Perili evse bu karanlık karakterlerin keşfinin dışavurumu da olabilir.

S: Evin keşfedilecek pek çok katmanı mevcut. Alissa, bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - Söyleşi

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.