Verena von Stackelberg

Film endüstrisi ve sinemaların geleceğine dair karamsar senaryoların konuşulduğu günümüzde, Berlin’deki harikulade Wolf Kino’nun (Kurt Sineması) kuruluş hikâyesini  sinemanın kurucusu Verena von Stackelberg’tan dinlemek ilham verici.

Geçtiğimiz hafta yayınladığım film küratörü ve yazar Pamela Cohn ile söyleşimizin devamı niteliğinde.

Yaşasın bağımsız sinemalar!

Kapaktaki illüstrasyon: Claudia Schramke

Kerhaneden Sinemaya

S: Zamanla Wolf’a dönüşecek binaya Aralık 2011’de adım attınız. O zamanlar aklınızdakilerden başlayarak Wolf’un hikâyesini anlatır mısınız?

V: Kocaman bir topluluk ruhu ve değişiklik yapılmasına elverişli bir sinemaya ev sahipliği yapabilecek bir alan arıyordum. Hem cafe-bar için hem gerçekten film yapmak için bir alanı olmalıydı. Sinema salonları da ufak olmalıydı ki ufak filmler yalnızca elli kişi geldiğinde kendilerini ufak hissetmesin. Ya da yalnızca yirmi beş kişi geldiğinde salon doluluk hissi versin. Bulduğum bu salon yaşadığım yerin tam karşısındaydı. Eski bir kerhaneydi. Tam kiraya verildiği sırada orada bulunduğum için şanslıydım. Yanındaki büfe de boştu. İkisini de kiralamak mümkün olur mu diye sordum.

Ancak eğer bu insanlar ev sahibim olursa kendimi riskli bir durumda bulacağımı düşündüm. Bu yüzden film endüstrisinden birilerini buldum, zemin katı satın alıp ev sahiplerim oldular.

Satın alacak paraları vardı ama renovasyon için yoktu. Tüm bu ortaklık kurulacak doğru insanları ve finansal konsepti bulmak bir yandaydı, diğer yanda da onu güzel bir mekâna çevirmek vardı. Öte yandan fikrin kendisine çok fazla iktisadi gerilim yüklememek uzun zamanımı aldı. Filmi 2014’ün Aralık ayına atlatarak sararsak, Films Boutique’ten Jean-Christophe Simon bana KissKissBankBank’ten bir kitlesel fon kampanyası başlatmama yardım etmeyi teklif etti. Bu süre boyunca mahalleden insanlarla, küratörler, yönetmenler ve gazetecilerle birçok toplantı yaptım. İnsanlara ne yapmak istediğimizi göstermek için geçici bir perde ve bar kurduk. Yani aslında sinema daha inşa edilmeden önce gösterimlere başlamıştı.

Bir tür topluluk projesi olacağı daha o zamandan belliydi, herkes merak ediyordu. O dönemde gönüllü olarak projeye destek vermek isteyen birçok kişiyle tanıştım. Yani kitlesel fondan önce hâlihazırda bir ekibim vardı ve insanların sinemayı istediğine inanmıştım. Daha en başından güçlü bir destekçiler çemberi vardı. Çok güzel bir deneyim olmasına karşın o kadar çok iş vardı ki kendime bunu bir daha asla yeniden yapmamak için söz verdim. Gerçek bir kurdun mahallenin sokaklarında dolaştığı gerçek bir film çektik. Hem fiziki, hem dijital hem de yerel birçok kampanya yapıyorduk. Sonunda 55 bin Euro topladık ve ilgi odağı olduk. Gerçekten yetki vermeyi istediğim biri, her arabasına binip radyoyu açtığında benimle bir röportaja denk geliyordu. Böylelikle imza atıp kurula katılmaya ikna oldu.  Gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğum son kişi oydu.

Bu Fikir Gerçekleşmek İstedi

S: Yıllar boyunca fikriniz uğruna istikrarlı bir biçimde çalışmanıza hayran kaldım. Ve hep çevrenizde insanlar vardı.

V: İşin güzelliği de buradaydı.

Bu fikir gerçekleşmek istedi. Onca yıl geçmişti ve enerjimin bittiğini hissettiğim birçok an oldu. Ancak her vazgeçmeye karar verişimde biri müdahale edip hayır, vazgeçemezsin, bu fikir gerçekleşecek, dedi.

S: Sinemanın bulunduğu Neukölln de özel bir mahalle. Wolf’u başka bir mahallede tahayyül edebiliyor musunuz?

V: Hayır, topluluğun parçası olabilmem açısından benim bulunduğum mahallede olmak zorundaydı. Bu bir iş konsepti değil. Ben buraya taşındığım sıralar kültür sanatla ilgili birçok insan da buraya taşındı çünkü makul kiraların bulunduğu bir mahalleydi. Şimdiyse en pahalı mahallelerden biri. Kültürel çeşitliliğin de en yoğun olduğu yerlerden biri. Buradaki işletmelerin yaklaşık yüzde yetmişini Almanlar tarafından değil.

S: Ve açıldı… Şimdi nasıl görünüyor?

V: Elli ve kırk koltuklu iki salonu var, öğle yemeği verdiğimiz bir de cafe/bar. Ayrıca okumalar, sergiler, ufak konserler ve mahallelilerin toplanıp siyaset konuşabileceği bir galeri alanımız var. Marcin Malaszczak ile birlikte Planemo isminde bir post prodüksiyon alanımız var, burada renklendirme yapıyoruz. Fikir en başından beri yönetmenlerin filmleri üzerinde çalışabilecekleri ve filmlerini kamuya gösterebilecekleri bir alandı. Aynı zamanda mahallelinin filmlerle ya da filmler olmaksızın buluşabileceği; ilginç insanlar, filmler ve filmleri yapanları keşfedebileceğin bir alan.

Ayrıca ilkokul öğrencileriyle, sinema, film küratörlüğü, film çekimi ve eleştirmenliğini öğrenmeleri için haftada bir buluşuyoruz. Bence bu çok önemli çünkü genç insanları ne kadar erken sinemanın büyüsüyle tanıştırabilirsek o kadar iyi. Her gün saat dörtte çocuklar için gösterimimiz var. Ayrıca Wolf’un içinde de bir dağıtım şirketimiz var, alışılmadık filmleri dağıtıyoruz. Normalde haftalık basılı bir film programımız ve genç sanatçıların yaptığı koleksiyonluk film afişlerimiz de var. Bir de podcast’imiz var ama o biraz fazla oldu, şimdi uykuda.

S: Gerçekten de çok fazla! Bitmek nedir bilmeyen bir film festivali gibi.

V: Doğru, başta fikrimi bu şekilde satıyordum.

S: Biraz da şimdiki durumdan bahsedelim. Salgın sırasındaki durumunuz ne?

V: Bizimki gibi mekânlarda izleyicilerle aradaki bağ çok önemlidir. Berlin’de her zaman çok iyi işleyen kış ayları ve insanların sinemaya pek uğramadığı yaz ayları söz konusudur. Bu yüzden her zaman yaz için birikim yaparız. Ancak şu anda sinemayı açmak için tüm birikimimizi kullanmak zorunda kaldık. Biraz maddi destek aldık ve daha fazlasına başvurma sürecindeyiz. Başta tek istediğim çalışanlarımızı tutabilmekti ama paramız bitiyordu ve bazı zor kararlar almam gerekti. Wolf’ta çalışan herkes çok anlayışlı ama şu anda mali durumumuz istikrarsız. Almanya’da bazı yerlerde sinemaların açılmasına izin verilmiş ya da açılış tarihleri belirlenmiş olsa da Berlin için durum net değil. Bazıları 31 Temmuz diyor. O zamanda da yalnızca koltuklarımızın yarısını satabileceğiz, cafe/barımız için durum aynı, bir seferde ancak belli miktarda müşterimiz olabilecek.

Kasvetli bir görünüm var ve bu ağır sınırlamalar altında maddi destek almazsak kapatmak ya da radikal bir şekilde her şeyi gözden geçirmemiz gerekecek.

Trafik Fena Sıkıştı

En büyük endişem film sektöründeki büyük resimle ilgili. Şu anda bütüncül bir biçimde baktığımızda filmler yapılmıyor, çekimler durmuş hâlde. Festivaller iptal oldu yani filmler haklarında yazılmaları için ihtiyaç duydukları ilgiyi göremiyorlar. Ödüller alıp heyecan yaratamıyorlar. Bir de gösterime girmek için sinemaların açılmasını bekleyen filmlerin birikimi var. İnsanlar yeniden film izleme alışkanlıklarına dönene kadar dağıtımcılar para getirecek filmleri gösterime sokmayacak. Şu anda trafik fena sıkıştı ve bu beni çok endişelendiriyor.

Aynı zamanda talebe bağlı dijital platformlar beni endişelendiriyor, sinema ve dijital gösterimlerin eş zamanlılığını bu süreç hızlandırdı, paranın da bir önemi yok, kontrolden çıktı.

S: Evet Roma filmiyle birlikte bunu çok konuşmaya başladık. Bir de bu süreçte dijital platformlarla iş birliği yapanlar var. Örneğin Türkiye’de farklı sinemalarda gösterim yapan Başka Sinema’nın filmlerini evinizden bilet alarak izleyebiliyorsunuz. Sizce sinemalarla bu çevrimiçi platformlar birlikte ilerleyebilir mi?

V:  Fiziki olanın yerini dijital herhangi bir girişim asla alamaz. Bence sinemalar çevrimiçi programlarla çalışabilirler. Harika fikirler duyuyorum, daha da iyilerinin üretileceğine eminim. Bence bu kaçınılmaz ve bu en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Tek çekincem, şimdi, daha önce olmadığı kadar münhasırlıkla ilgili. Örneğin, biz de Roma’yı gösterdik, başka Netflix filmleri de ve en iyi hasılatı onlarla yaptık. Yani aynı anda gösterimi candan destekliyorum. Hangi filmi, nasıl göstereceğiniz ve bunu nasıl anlattığınız çok önemli. Hem çevrimiçi platformlarda hem sinemalarda çok iyi küratörlüğe ihtiyacımız var. Böylece seyircinin de ne aldığını çok net bilmesi gerek.

Kadıköy Rexx

S: Beni endişelendirense sinemaların kapanması. Salgın sırasında İstanbul’da, benim için hep orada bulunmuş bir sinema kapandı, çok üzücüydü.

V: Çok üzücü. Hangisi?

S: Anadolu yakasında, Kadıköy Rexx. Rexx’in önünde buluşalım dediğin bir buluşma noktasıydı aynı zamanda. Ayrıca gitgide daha çok sinemanın şehrin göbeğinden alış veriş merkezlerine taşınması beni üzüyor, bunu tuhaf buluyorum. Tam da bu yüzden bağımsız sinemanız muhteşem!

V: Kundura Sinema’dan biriyle iletişimdeydim. Onu ziyaret etmeyi düşünüyordum. O da zorluklardan bahsediyordu.

S: Salgını sağ salim atlatmanızı diliyorum. Röportaj için çok teşekkür ederim.

V: Benim için zevkti.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - Söyleşi

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.