istanbulberlin’in ilk etkinliği Frühstück Alla Turca‘dan tam bir hafta önce, yani bu Pazar, 29 Ağustos’ta, Festsaal Kreuzberg Anadolu’dan başka sesleriyle yankılanmaya hazırlanıyor. “Yeni Anadolu Müziği Festivali”nin İç İçe‘ye ve heyecanla beklenen bu ilk edisyonuna dair merak ettiklerimi festival direktörü Melissa Kolukısagil’e sordum. 

Türkçeye çevirisi Ayşe Hümeyra Demirci ve Sedef İlgiç tarafından yapılmıştır.

Melissa Kolukısagil © Livia Kappler

Nasıl bir ihtiyaç İç İçe’yi doğurdu?

Müzik etkinlikleri düzenlemeye başladığımda, müzik sahnesinin Berlin’de bile ne kadar beyaz ve hiyerarşik olduğunu fark ettim. Festival fikri aklıma geldiğinde, hayatımda ilk kez bir fikrim var gibi hissettim. FLINTA ve BIPoC müzik topluluklarına ulaşabilmek bana İç İçe’nin vizyonu ve fikrini geliştirmek için güç verdi.

Anadolu’nun müzik mirası ve bugün birçok sanatçıya nasıl ilham verdiği… Ve ilettiği mesaj… Biz bunun gibi alanlar yaratmanın, daha eşit bir toplum inşasına gerçekten katkıda bulunabileceğine inanıyoruz. Ve daha saygılı bir topluluk. Bunu müzik aracılığıyla yapmak, açık söylemek gerekirse, uğruna çalışmak için harika bir fikre dönüştü.

İç İçe Festival, topluluğunun çok sesliliğini temsil etmeyi ve onları sosyal anlamda daha görünür kılmak istiyor ki Anadolu müziği ve onun Almanya’daki kültür alanları hak ettikleri yeri elde edebilsin.

Festival “Anadolu’nun eklektik sesi”ni harika bir programla bir araya getiriyor. Peki “Anadolu’nun sesi” festival için ne anlama geliyor?

Anadolu müziğini uygun tanımlar ve sınırlarla açıklamak bir şekilde karmaşık. Çünkü onun nerede başlayıp nerede bittiğini, hangi kültürleri etkilediğini ve hangilerinden etkilendiğini bilmek oldukça zor. Eğer bir Rum tavernasına giderseniz, Rumca şarkılar duyarsınız ve bu şarkıların müziği aynı ancak sözleri Türkçe olanları da vardır. Türkiye’nin güneydoğusuna gittiğinizdeyse müzik coğrafi olarak Kuzey Suriye veya Irak’la daha ilişkilidir.

Müzik, hiçbir ulus ya da topluluğa ait değildir. Ne Türk halkına ne de Rum, Kürt, Ermeni, Arap, Hristiyan, Müslüman ya da Yahudi halklarına aittir. Ama aynı zamanda bir şekilde hepsine aittir, hepsi de kendi kimliklerine katkıda bulunmuş unsurları bulabilirler.

Bu yüzden ilk ayırt edici özellik, bu ufacık toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan tüm insanların yüzyıllar boyunca süren mirasından doğal olarak meydana gelen inanılmaz çeşitliliktir.

Bunun yanı sıra, halkın müziğidir. Anadolu halkı nereye giderse gitsin, hikâyelerini anlatmak ve haberlerini taşımak için müziği hep beraberlerinde götürmüşlerdir.

Ve bu isyankâr bir müziktir. Saz çalarak Anadolu’yu gezen âşıklar insanların hikayelerini, acılarını, hedeflerini ve umutlarını anlattılar. Anadolu tarihinin tamamı, Kürtlerin, Türklerin, Rumların, Ermenilerin; Anadolu müziğinde bulunabilecek her şeyin tarihidir. İnsanların mücadeleleri, isyanları, eşitsizliklere karşı öfkeleri, korkuları; fakat aynı zamanda yakınlarına, Tanrı’ya, evrene, birbirlerine duydukları sevgi…

İç İçe programındaki gruplar/müzisyenlerin hepsi bambaşka türlerde müzikler yapıyor. Kendi müziklerini “yeni Anadolu müziği” olarak görüyorlar mı?

Onlar adına konuşmak çok kolay değil, ancak bunun, “caz” gibi, tanımlayabileceğiniz bir “tür” olduğundan emin değilim. Bu tabir daha çok o topraklar üzerinden geçen herkesin müzik kültürüyle birlikte harman olduğu büyük bir kap gibi. Ve bu binlerce yıllık bir göç coğrafyası.

Sanırım bu yüzden “Anadolu müziği yapmak” gibi değil ama daha çok Anadolu’dan ilham almak; müziğinizi onun ritmiyle, ahengiyle, enstrüman ve mesajlarıyla büyütmek gibi.

Sahnede Anadolu’dan enstrümanlar çalan, onların sample’larını kullanan ya da eski şarkılardan yeni yorumlar ortaya çıkaran müzisyenlerimiz olacak.

Örneğin Gazino Neukölln, gazinonun arabesk-kitsch estetiğini, feminist öfke ve umutla buluşturan, kuir mizahla süslenmiş bir rüyayı gerçekleştiriyor. Şarkıları gündelik ırkçılık, kuir repertuarın cinsiyetçi sözleri, dayanışma yerine hayırseverlik ve oryantalist beyaz kuir politikalarıyla ilgili sorunları etrafında dönüyor.

Lilly ve Kazan İstanbul’da birbirlerine aşık olduklarından beri ürettikleri müzikleriyle ve birbirlerine olan aşklarıyla İç İçe’nin ruhunu temsil ediyorlar.

Gaddafi Gals benim için, temsil edildiğimi hissettiğim ve yaşamak istediğim bir gelecek anlamına geliyor.

Ceyhun Kaya, Petra Nachtmanova ve İpek gibi harika müzisyenlerden oluşan Karmatürji, türkü bar ve gece kulübü arasında kendi ses estetiğini yaratıyor.

Almanya’da “yeni Anadolu müziği”ne nasıl bir ilgi var?

Anadolu müziğinin hayran kitlesi tüm dünyada büyüyor. 60’ların sonlarından beri, psikedelik cazibesi tam olarak gelenekle modernitenin karışımında yatan bağımsız bir stil geliştirildi. Cem Karaca, Selda Bağcan, Barış Manço, Moğollar, Erkin Koray 70’ler ve 80’lerde psikedelik bir Anadolu rock ve folk müziği kaynaşmasının sorumlularıdır.

Derya Yıldırım veya Altın Gün gibi çağdaş temsilciler ise 70’li ve 80’li yılların belirttiğim sanatçılarının şarkılarını çalıyorlar. Bununla beraber, Avrupa’dan tüm dünyaya taşıdıkları geleneksel şarkıları yeniden düzenleyerek, Almanya’da da biletleri yok satan konserlerde farklı kesimlerden dinleyicileri bir araya getiriyorlar.

Beyazların ağırlıklı olduğu Fusion Festival‘de, iki yıl üst üste, Derya Yıldırım veya Altın Gün’ün çılgın konserlerini tecrübe ettim. Bu konserler bana festivalimizi yaratmak için ilham verdi. Dans pistinde aniden çevirmeni oynamam gerektiğinde ve hepimizin büyüdüğümüz şarkılarla hareket eden insanların enerji ve coşkusunu hissettiğimde, böyle bir ortamın ihtimali ve bu ihtimale katkıda bulunabileceğimiz bir alan yaratmak bir hayaldi. Bu hayal nihayet 29 Ağustos’ta gerçekleşiyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - Söyleşi

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir