Bu yazı Betin Güneş’le sohbet etmenin enerjisini ve heyecanını yansıtamayacak. Görüşmemiz sırasında yanıtlarının arasında hemen yanı başındaki piyanoya uzanıp çaldığı melodileri paylaşmak da mümkün değil. Yine de müziğin birleştiriciliğine ve dertlere dermanlığına yürekten inanan, yüksek hayat enerjisini müzikten alan; kısaca kalbi müzikle çarpan bir besteci, orkestra şefi ve müzisyenle en azından karşılaşmanız için bir alan açacağı için mutluyum. Betin Güneş’in Batılı sazlar ve tambur, kanun, ney gibi enstrümanların; Beethoven ve Mozart ile Âşık Veysel ve Dede Efendi gibi sanatçıların bir arada bulunduğu dünyasına buyurunuz…

Röportaj: Sedef İlgiç ve Nazlı Sağdıç Pilcz

Yazı: Sedef İlgiç

Editör: Nükhet Polat

İngilizceye Çeviri: Zeynep Beler

“Ben İstanbulluyum, boğaz çocuğuyum. Beykoz’da büyüdüm. İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda okudum,” diye başlıyor Betin Güneş anlatmaya, hocalarını saygıyla anıyor. Konservatuvardan mezun olunca, “Türkiye’de müzisyene itibar etmezler,” diyerek gazetecilik eğitimini de tamamlıyor. Sonra 1980’de soluğu Köln’deki “dünyanın sayılı müzik akademilerinden Köln Müzik Yüksek Akademisi”nde alıyor ve orada dört bölüm bitiriyor, o tarihten beri de Almanya’da yaşıyor.

Betin Güneş, kendisinin izniyle.

“Kısa tutarsak şu anda yirmi üç tane senfoni besteleyen tek Türk besteciyle konuşuyorsunuz. Beethoven bile dokuzuncu senfoniden sonra ölmüş vallahi,” diyerek şakaya vuruyor. Betin Bey yalnızca besteci değil; esas alanı piyano olmakla birlikte orkestra şefliği de yapıyor. 

Almanya’da kalmasının nedeni belki de müziğe ve sanata verilen değer. “Eski cumhurbaşkanları Walter Scheel, Bonn’da bir konserde çaldıktan sonra yanıma gelip şunu söyledi bakın: ‘Sizin gibi piyano çalabilmek için mesleğimi sizinle değiştirmeye razıyım.’ Başka bir şey söylememe gerek yok. Yani ne seviyede, nasıl bakıyorlar. Değer biliyorlar, besteciyim deyince Beethoven, Mozart, Stravinsky’yi düşünüyorlar.”

Türkiye’deyse hem Almanya’ya kıyasla piyanoya erişim gibi imkânlar kısıtlı hem de bu değeri hissetmek zor. 

Adım Betin Güneş. Alman kimliğim de var ama ben kim Alman olmak kim? Belki kanımı kessem boğaz akacak. Yine de devlet senfoni orkestrasında gelip yönettiğim zaman Almanya’daki talebelerim bile benden kaç misli para alıyorlar. Türk’e verilen imkânlar kısıtlı.

Türk Oda Orkestrası’nı Milli Takım Olarak Gördüm

Betin Güneş, 1988 yılından bu yana Köln Senfoni Orkestrası’nın ve Ensemble Mondial Oda Orkestrası’nın şefi olarak çalışıyor. Türk Oda Orkestrası’nı (Turkish Chamber Orchestra) ise iki orkestranın solistlerinden oluşturarak kurdu; burada yirmi beş yılı aşkın süredir birlikte çaldığı müzisyenler var. Oda orkestrası kurmasının sebebi kolay hareket edebilmeleri.

“Türk Oda Orkestrası’nı milli takım olarak gördüm. Buradaki baş kemancımız Macar, ikinci baş kemancımız Japon, Rus’undan tutun Polonya’sına Alman’ına kadar değişik değişik milletlerden tüm üyeler.” Bu enternasyonal kadroyla yıllardır senfoni ve filarmoni orkestralarının opera müziklerini bir araya getiriyorlar. Orkestranın isminde geçen “Türk”, önyargılarla da savaşma görevi üstleniyor. Bu orkestra, orkestrasyonunu Betin Güneş’in yaptığı Mozart parçaları da çalıyor, gerekirse bu parçalara darbuka gibi vurmalılar da ekliyor. 

Turkish Chamber Orchestra, Almanya eski Başbakanı Angela Merkel ile.

“Merkel’e bile” çalıyorlar. “Keman konçertomuzu dinledi. Değer vermek konusuna yine gelelim. Parlamentoda bir konserdi, araçlarımızı nasıl park edeceğimizi düşünüyorduk. Müzisyenler için bir caddeyi polisle kapatmışlar, rahat park edip konserimizi rahat yapalım diye.”

Devlet senfoni orkestralarının yanında Scottish Chamber Orchestra, WDR Orkestrası, Philharmonie Köln gibi birçok orkestrayı yönetmiş, eserleri Berlin, Londra filarmoni orkestraları tarafından seslendirilmiş Betin Güneş çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. Güncel projeleri 7 Nota 7 Kıta’yla 75 ülkede icra edilecek bir konser serisini hayata geçirmeyi planlıyorlar.

Betin Güneş’in felsefesini özetlediği şu sözleriyle bitirelim: 

“Müzik enerji veriyor, yaşam sevincini veriyor. Bu yüzden onu hem gençlere aşılamamız lazım ve hem de bu aşıyı hepimize vurmamız lazım. Valla korona aşısı gibi onu aşılasak dünya düzelecek savaş da kalmayacak, tüfek top da kalmayacak. Müzikle aslında biz anlaşacağız. Onun dili dini ırkı yok. El ele verelim.”

Bu yazı Berlin Yunus Emre Enstitüsü’nün desteğiyle hayata geçirilen #60JahreMusik projesinin bir parçası olarak hazırlanmıştır.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - #60JAHREMUSIK

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.