#gastarbeitergroove engel tanımadan etrafı sarıyor, ortamın havasını değiştirmeye devam ediyor. #60YilMuzik projemizin ilk göz ağrısında Almanya’daki halk müziğinin macerasını konu etmiştik.
Bu yazıda benzer dertlerini pop-caz-soul gibi farklı türlerde ifade eden müzisyenlere odaklanıyoruz. “Kimler Geldi Kimler Geçti” bölümündeyse yolu Almanya’dan türlü sebeplerle geçen Türkiyeli yıldızları yad edeceğiz.
Son olarak Alman müzik piyasasının yanında adeta bir paralel evren gibi yer alan plak şirketleri üçgeni Türküola-Uzelli-Minareci’yi bu yazıda!
Yazıya eşlik etmesi için DJ Funshine’ın hazırladığı çalma listesi burada:

İngilizce çevirisi Zeynep Beler tarafından yapılmıştır.

1960’larda aranjman ve farklı türleri bir araya getiren eklektik tarzıyla Türkiye’de pop müziğin yükselişe geçmesiyle uyum hâlinde, Almanya’da da duygularını halk müziğinin dışında tarzlarda ifade eden Türkiyeli müzisyenleri görüyoruz.

Almanya Almanya, Para için Geldik Buraya: Dertler Benzer Türler Farklı

The KadrI SIx Feat LAMIA:

Hayat Dolu, Siyahi, Funky Kadri Ünalan’ın orkestrası ve Lamia Ünalan’ın vokallerinin oluşturduğu The Kadri Six Feat Lamia 1962 yılında Almanya’ya geldi. O zamanlar Türkiye’deki yabancı müzik meraklısı gençlerin gönüllerini fetheden pop-caz-soul tarzında müziklerle Almanya’da şanslarını denediler. Alman plak şirketi Intercord’dan çıkan tek albümleri tamamen soul şarkılarının coverlarından oluşmaktadır. Plaklarının arkasında albümlerini “hayat dolu ve siyahî” diye tanımlarlar ve Lamia’nın batı müziğine doğulu gırtlak yapısıyla getirdiği yorumlar, müzik dünyasında “sıradışı ve şaşırtıcı biçimde funky” bulunur.

Erkut Taçkın ve The Black PoInts:

Rock müziğin Türkiye’deki öncülerinden Erkut Taçkın, müzik hayatına İstanbul’da başladı. 1962 senesinde işçi olarak Almanya’ya gelen Taçkın, Ford fabrikasında sekiz ay çalıştı.

Bu dönemde Münih’teki arkadaşlarının daveti ile aralarında Alman müzisyenlerin de bulunduğu “Black Points” adlı müzik grubuna katılıp 1966 yılına kadar Münih’te müzik yaptı. Black Points’in Almanya’nın ilk çok kültürlü grubu olması mümkün görülüyor. [1]

Necdet Öztunalı: Almanya’da bİr Türk HIPPIE:

1972 yılında yolu Almanya’ya düşen hippie müzisyen Necdet Öztunalı geçimini sokak müzisyeni olarak sağlarken bir gün yeteneği keşfedilir ve John Tuner adı altında yayınladığı Lover’s Rainbow Wonderland o kadar başarılı olur ki şarkının Almanca versiyonu olan Regenbogen-Land de single olarak yayınlanır. [2]

Yusuf & FrIends: “Ben Türk Erkeğİ”
Neyzen Kadir Cavak, oğlu Yusuf Cavak’ın anlatımıyla, İstanbul’da Türk bestekâr ve ses sanatçısı Arif Sami Toker’le çalışmış, İstanbul Senfoni Orkestrası’nda neyzen olarak müzik icra etmiştir. 1960 yılında Almanya’ya gelmiş ve kendi bestelerinden oluşan “Türk Sanat Müziği Şarkıları” albümü 2020 yılında yayınlanmıştır.
Bu albümden “Kadınlar erkekleri ne zaman anlayacaklar?” sözleriyle başlayan eseri dinlemeye buyurunuz:

1950 yılında Türkiye’de doğup 11 yaşında Almanya’da çalışan ailesinin yanına taşınan Yusuf Cavak ise 50 yılı aşkın süre önce grubu Yusuf & Friends ile müzik yapmaya başladı.

Sanatçının izniyle © Yusuf Cavak, www.cavak.com

1977 yılında yayınladıkları Ich Türkisch Mann (ben, Türk Erkeği) şarkısında ise, Yusuf Cavak kasti olarak Tarzanca bir Almancayla, Türklerle ilgili stereotipileri masaya yatırıyor. Bu özellikler arasında sarımsak yemek, içki içmemek, oruç tutmak, çok çocuk yapmak, bulunduğu topluma uyum sağlayamamak var. 

Ich Türkisch Man nur Türkisch essen kann, nur Türkisch leben kan 

Ben Türk erkeği, yalnız Türk yemeği yiyebilir, yalnız Türk gibi yaşayabilir

Aynı tema üzerine başka şarkılar da yapan müzisyenin “Almanya Almanya para için geldik buraya” şarkısının grubun 70-75 yılları arasında verdikleri konserlerden canlı kaydını buraya bırakıyoruz.

Yeniden Keşfedilen Cevherler: Grup Doğuş, Mustafa Kuş ve Grup İmece

Ironhand Records’un sahibi Ercan Demirel’in kendilerini #gastarbeitergroove’un ataları olarak tanımladığı, babaları Türkiye’de caz müzisyeni olan Tufan ve Muhittin Aydoğan kardeşlerin, Sedat Ürküt ve Koray Dikmen ile kurmuş olduğu Grup Doğuş, 1975 yılında ilk ve tek albümlerini yayınlarlar. Bu albümde Anadolu pop şarkı ve türkülerinin eşi benzeri görülmemiş saykodelik aranjmanları yer almaktadır. Bu albümün en kıpır kıpır #hamsipower şarkısı olan Karadeniz Derlemesi’ni buradan dinleyebilirsiniz. 

O yıllarda Minareci Kasetçilik’ten yayınlanan bu kaset 2019 yılında Ironhand Records tarafından plak olarak yayınlanmıştır. 

Mustafa Kuş & İmece, Veda Plak Kapağı.

Ironhand Records’un geçmişten bulup çıkardığı bir başka cevher de Mustafa Kuş ve Grup İmece. 70’li yılların başında öğrenim için Almanya’ya gelen Mustafa Kuş 1979’dan 1985’e kadar üç albüm ve bir 45’lik çıkarıyor. Başta Almanya olmak üzere Hollanda, Avusturya ve İsviçre’de konserler veriyorlar. Başarılarından dolayı “süper orkestra” diye de anılan [3] Grup İmece, Anadolu tını ve ritimlerini funk ve caz ile harmanladıkları sıra dışı bir sentez ortaya koymuş.

Fırından Taze Çıktı: İbrahim Işıl’dan Tangolar

1977 yılında Köln’de bir fırıncı dükkânı, dükkânın arka bölümünde de küçük bir stüdyosu olan İbrahim Işıl, Köln sokaklarında Tango İbrahim olarak tanınırmış. Adaşı olan İbrahim Solmaz’ın orkestrasıyla WDR TV kanalı için Cebimde Kibrit Var ve Oy Fadimem şarkılarını kaydedip kliplerini çektikten sonra aynı iki şarkıyı başka bir orkestrayla kaydedip 1969 yılında Sahibinin Sesi firmasından yayınlayan Işıl, aynı dönemde “Mini Rock” [Mini Etek] isimli hem Türkçe hem de Almanca sözlere sahip bir şarkı yayınlamıştır ki bu şarkının ilk Türkçe-Almanca Pop şarkısı olduğu söyleniyor. [4] Fırıncılık, stüdyo faaliyetlerinin yanı sıra Ren nehrinde tur düzenleyen gemilerde de tango söyleyerek turistlere müzikal olarak eşlik eden Işıl ile Almanya’da yaşamaya başlayan Cem Karaca’nın yolları 1982 yılında kesişmiş ve Bekle Beni albümü İbrahim Işıl’ın stüdyosunda kaydedilmiştir. [5]

berlinli Türk Rock Grubu Kobra

1980 yılında Barbaros Hayrettin, Adnan Bayrakçı, Nedim Ünal ve Fevzi Bineytioğlu Batı Berlin’de Kobra grubunu kuruyorlar. 3 yıl sonra dört şarkıdan oluşan ilk ve tek albümleri Orient Express Virgin Plak Şirketi’nden çıkıyor. Alman televizyonlarında, festivallerde, açık hava konserlerinde çalıyorlar. Almanların tanınmış gruplarından Karat, Puhdys, Peter Maffay’ın ön grubu olarak sahne alıyorlar. Düsseldorf, Münih, Hamburg, Dortmund’tan başka İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda da rüzgâr estiriyorlar. Ancak grup içi anlaşmazlıklardan dağılıyorlar. [6] Barbaros Hayrettin daha sonra “Ben Sizin Babanızım” diyerek geniş kitlelere hitap ediyor.

40 sene önce yazılmasına rağmen albümün taptaze kalmış başlangıç mısralarını burada paylaşmadan edemedik. 

Dünyaya ışık tutmak insanlığın görevidir

Nedendir yakıp yıkmak, yaşamı zora sokmak

Bırakalım savaşı ömrümüz yettiğince 

Arayalım barışı ömrümüz yettiğince

Kimler Geldi Geçti

En önemli kültürel etkinlik ve eğlencede başı bir önceki yazıda anlattığımız üzere düğünler çekse de düğün salonlarının yanı sıra tavernalar, müzikli restoranlar ve dernek etkinlikleri gelişiyor. Almanya’daki yaşamın kurumsallaşmaya başlamasıyla ortaya çıkan dernekler, sanatsal bir kaygıyla değil de “gençleri sokaklardan kurtarmak,” maksadıyla müzik kursları, korolar oluşturmaya başlıyor, Türkiye’den sanatçıları Almanya’da sahne almaya davet ediyorlar. [7]

Greve, müzik profesyonellerine önemli bir kapı açtığını aktarıyor: İstanbullu taverna yıldızı Cengiz Kurtoğlu’ndan TRT halk müziği sanatçısı Bedia Akartürk’e, Neşet Ertaş, Azer Bülbül, Özcan Deniz gibi şarkıcıların ziyaretlerini aktarıyor. [8] 1970’lerden  itibarense sürekli Türklere yönelik konserler düzenleniyor. [9] Bambaşka gündemlerle 60’lardan itibaren Avrupa’ya seyahatler pek moda. Ercan Demirel aktarıyor:

60’larda Tülay German Fransa’ya yerleşiyor. Erkin Koray onların yanına gidiyor. Erkin Koray hippiliğinden taviz vermeyerek beş parasız yola çıkıyor. ‘Aramızda para toplayalım, cebinde para olsun,’ demişler.  “O zaman yolculuğumun bir anlamı olmaz,” diye yanıtlamış ve otostopla yola devam etmiş.

Anadolu rock duayeni Erkin Koray 1965’te iki buçuk ay Almanya’da, Alman müzisyenlerle The Hiccups grubunda çalıyor.

70’lerde Zülfü Livaneli Almanya’ya geliyor. 80’lerde gelenler de çoğalıyor. Darbe öncesinde Cem Karaca geliyor. Darbe sonrasında geçim sıkıntısından Neşet Ertaş. 80’lerde de mesela Selda Bağcan onlarla buluşuyor. Cem Karaca’nın yaşadığı Köln bir buluşma noktası gibi, Barış Manço da gelirmiş. Buna rağmen ortak bir müzikal faaliyet yok. Hoş sohbet ediyor Türkiye’yi kurtarıyorlar ama bunun dışında bir müzikal iletişim olmuyor.

Şanar Yurdatapan ve Melike Demirağ ikilisiyle Fuat Saka ve Sümeyra da bu önde gelen müzisyen kervanında yerini almış sanatçılardan. Peki müzikal etkileşim ne zaman oluyor ya da oluyor mu?

Müzikal iletişim, Zülfü Livaneli Türkçe albümlerini Alman plak şirketlerinden yalnız şarkıların isimlerini Almancaya tercüme ederek  yayınlandığında ortaya çıkmaya başlıyor. Mesela Atlının Türküsü’nü, Das Lied des Reiters adıyla yayınlıyor. Cem Karaca Nazım Hikmet’in Çok Yorgunum şiiri dışında tüm şarkıların Almanca olduğu bir albüm yapıyor. Neşet Ertaş, Âşık Emrah gibi ağırlıklı halk müziği yapanlar, buraya geldikten sonra gurbetçi plak şirketleriyle çalışmaya başlıyorlar. Ya Alman plak şirketleri aracılığıyla Almanca albümler yayınlıyorlar, ya da gurbetçi firmalar üzerinden Türkçe Albüm yayınlamaya devam ediyorlar. Bunun dışında bir müzikal iletişim yok.

* Cem Karaca ve Die Kanaken üzerine ayrıca bir yazı yayınlayacağız.

O Yıllarda Paralel Evrende: Türküola-Uzelli-Minareci Üçgeni

Almanya’ya ailelerini de getirerek 1972 yılında İtalyanları sollayıp Almanya’nın en büyük göçmen topluluğuna dönüşen “hayali Türkiyelilerin”, beraberlerinde getirdikleri kültürlerinin kendine has dinamikleri olan bir müzik piyasası da yaratması belki de kaçınılmazdı. Unkapanı, Almanya’daki işçilerin Marklarını önemsemeye başlıyor. İmran Ayata, Almanların “gurbetçi müziği”ne katkıda bulunmadıklarına ve hatta bu müziğin inşa ve icrasında zorluklar yarattıklarına inanıyor.

“Almanya’da piyasa mantığı ile plak şirketlerinin kurulması, stüdyoların açılması, Alman plak şirketlerinin veya ses stüdyolarının Türk sanatçılarla çalışmaması sonucu, ‘madem öyle, o zaman biz kuralım,’ dedik. Tabii bu da masraflı işti, Türkiye’den 3-4 aylığına sanatçıyı Almanya’ya getir, burada ağırla, bir Almanya albümü yap… Bir de o kasetlerin 10 Mark civarı, yani büyük para olduğunu hatırlıyorum. Almanlar bu alandaki potansiyeli görüp değerlendiremediler.” 

Almanların değerlendiremediği potansiyeli Almanya’ya Alman Dili ve Edebiyatı okumaya gelen Yılmaz Asöcal, Alman işverenlere tercümanlık yaparken temasta bulunduğu işçiler aracılığıyla fark ediyor ve Türküola Plak Şirketi’nin imparatorluğunun temellerini atıyor. Türküola’ya 1974 yılında Frankfurt’ta kurulan Uzelli Şirketi, Münih’te kurulan Minareci eklendiğinde, Almanya’daki hayali Türkiye müzik piyasasını domine eden üçlü tamamlanıyor.

Bu piyasayı paralel evrene benzeten ve bizim dosyamıza da ismini veren yine Ercan Demirel:

“Bu üçlü Türk Gettosu oluşturdular diyenler var. Ama aslında paralel evren daha doğru bir tanım. Çünkü bir yerde getto varsa onun farkındasınızdır ama bu Türk plak firmaları görünmek istememişler. Minareci ile Uzelli önceleri seccade, hac eşyaları satarken sonra o kadar kaset çıkartıyorlar ki… Kendisi birkaç plak çıkarmış kişiler var, plaklarını arabaya atıp kahve kahve gezerek satmışlardır diye tahmin ediyorum. Areg diye Köln’de bir plak şirketi var mesela. Türkofon büyüyor, kasetler iş yapmaya başlıyor çünkü gurbetçi arabada kaset dinliyor. Kaset plağa göre daha pratik. Minik kasetçalarlar çıkınca Türkiye’ye de götürebiliyorlar. Kasetin üzerine kendi seslerini kaydediyorlar. Bambaşka duygusu var kasetin. Minareci 1974 yılında kaset çıkarmaya başlıyor. 200-300 tane kaset basmış olabilir. Her kasetin 1000 tane basıldığını düşünün, 200 bin gibi bir rakam çıkıyor ortaya. Bunun bir de vergisi ödeniyor. O kadar çok satış yapılıyor ama hiç kimse bunun farkına varmıyor. Bambaşka bir dünya sanki.”

Ercan Demirel © Olcay Mete Demirel

Sonuç Yerine

Umarız ilk yazımız “Modern Halk Ozanlarından Almanya’daki İşçilerin Ahvali”nin devamı niteliğindeki bu yazı, farklı türlerde müzikler yapan dönem müzisyenleriyle karşılaşmanız için bir alan açmıştır. Almanya’daki “hayali Türkiye” müzik piyasasının büyüklüğüyle ilgili kesin rakamlara ulaşamasak da gözden kaçacak kadar da küçük olmadığı besbelli.  

Bu piyasanın Alman müzik piyasasıyla neredeyse paralel bir evren oluşturduğundan söz ettik. Ancak istisnalar kaideyi bozmaz diyelim. Çünkü sıradaki yayınımızda bu evrenlerin nadide kesişimlerinden birinin hikâyesini sizlerle paylaşacağız. 80’li ve 90’lı yıllara disko listelerine etnik rock parçalarıyla damgasını vuran ve tarihe isimlerini dört albüm, 200’ün üzerinde konser ve Alman Plak Eleştirmenleri Ödülü’yle yazan Yarınistan’ın hikâyesini, grubun solisti Nedim Hazar’dan dinledik. 

Bu yazı Berlin Yunus Emre Enstitüsü’nün desteğiyle hayata geçirilen #60JahreMusik projesinin bir parçası olarak hazırlanmıştır.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Başlıkta Daha Fazla - #60JAHREMUSIK

Fikirlerinizi paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir